ANASAYFA > Kuantumu Anlamak > Kelime Anlamı

Kelime Anlamı

Kuantum kelimesi, Latince “Ne kadar” anlamındadır. Bundan tam bir yüzyıl önce; Kuantum kuramının ilk kurucusu olan  bilim adamı Max Planck’ın, 1900 yılında siyah cisim   ışımasını  açıklamak için, ışığın  yani   enerjinin   bölünemez  en  küçük  parçası olarak “kuant” kelimesini ortaya atmasıyla literatüre girmiştir.

O zamana dek ışığın, şiddetiyle enerjisinin doğru orantılı olduğu sanılıyordu. Oysa ışığın, frekansıyla enerjisi doğru orantılıydı... 1905'te Einstein bu kurama dayanarak fotoelektrik olayı açıkladı. Işık,dalga özelliği yanında foton denen kuantum (enerji paketleri) özelliği de gösteriyordu

Kuantum fiziğinden önce klasik fizikte dünyadaki fiziksel olaylar, Newton yasaları dediğimiz yasalarla işler. Yani en basit anlatımıyla  ben bir top alsak ve yerde yuvarlanması için topa dokunsak. Top belli bir zamanda belli bir yol alır ve sürtünme kuvvetinin etkisiyle durur. Bu topa hangi kuvvetlerin ne kadar etki yaptığı da hesaplanabilir. Ama tüm bu etkiler yalnızca o nesne için geçerlidir. Yani topun hareketinden, onunla fiziksel bir teması olmayan masa etkilenmez değil mi?

Klasik fizikte uzay ve zaman süreklidir.. Bu bakımdan Klasik fizikte nesnelerin özellikleri sürekli birer değişkendir. Yani her nesnenin hareketi,  çevresiyle birlikte ama  bağımsız olarak incelenip klasik fiziksel kurallar çerçevesine açıklanabilir. Çünkü bu kurallar belirlilik içindedir.Belirsiz hiçbir şey yoktur..

Einstein’ın Görelilik Kuramı klasik kavramlardan hareketle gelişmiştir. Yani, uzay ve zaman sürekli olarak düşünülmektedir. Klasik fizikten farklı olarak, Görelilik kuramında sürekli olan uzay ve zaman hıza bağımlı durumdadırlar. Yani, hız değiştikçe uzayın da zamanın da ölçülen özellikleri değişir. Oysa ki Klasik fizikte hız mutlak uzay ile mutlak zamanın bir fonksiyonudur.       

Görelilik kuramında hız öncelikli bir kavramdır ve ışık hızı sabittir. Görelilik kuramına göre hiçbir etkileşme ışık hızından daha hızlı bir şekilde gerçekleşemez. Einstein, maddenin, enerjinin yoğunlaşmış bir biçimi olduğunu bularak; bir nesne ışık hızından daha hızlı hareket edebilse idi geleceğe  ya da geçmişe gitmek mümkün olurdu  diyerek insanlığın dünyayı algılamasını değiştirmişti. 

Einstein’la aynı dönemin bilim adamı ve Einstein’nında yakın dostu olan Max Planck ise, olan biten her olayın aslında ışık hızının ötesinde oluştuğunu fikrini  ortaya atarak, o güne kadar var olan klasik fizik kurallarını temelden sarsılmış ve işte bugün hala üzerinde konuşma gereği duyduğumuz  yeni bir dünyanın yani kuantum dünyasının doğmasına neden olmuştur. Kuantum kuramında nesnelerin ışık hızında olamayacağı konusunda kısıtlama getirmediğinden etkileşmeler anında ve ışık hızından daha hızlı oluşabilir demektedir.

 Bunun yanında kuantum kuramının getirdiği en büyük yenilik zamanı algılama biçimimizde olmuştur. Çünkü kuantum kuramında zaman kavramı yerine “an” kavramı geçerlidir. Her olay bir anda oluşur ve bu bakımdan olaylar arasında süreklilik geçerli olmaz. Ancak olaylarda nedensellik istendiği için bu nedenselliği koruyacak ara parçacıklar (dalgalar) aranır ve de deneysel olarak bulunmaya çalışılır. Kuantum Kuramına göre evrende süreksiz bir bütünlük vardır ve her nesne diğer her nesne ile anında etkileşir.

“Şimdiki An” içinde yaşayan biz insanlar için zaman, hem geçmişten hem de gelecekten etkilenen bir yapıya sahiptir. Sadece tek yönlü akan bir zaman kavramı, bizim için sadece pratik önemi olan bir yaklaşımdan ibarettir. Gerçekte zaman süreksiz anlardan oluşmaktadır. Her an kendi içinde bir bütündür ve bir an ile diğer an arasında sürekli bir ilişkinin bulunması zorunlu değildir.

An adını verdiğimiz zaman süresi son derece kısa, adeta sıfıra yakın olmakla birlikte tamamen sıfır da değildir. Bu çok kısa süre Kuantum kuramındaki Planck sabiti ile orantılı olup Planck zamanı olarak tanımlanmıştır. Tüm evren bu Planck süreleri arasında bir var olmakta, bir yok olmaktadır.

Öyleyse madde, nasıl oluyor da yok olmadan önceki şeklini hatırlayabiliyor?

Bu sorunun yanıtını "şimdiki anın hem geçmişi hem de geleceği barındırmakta olduğu".ifadesinde buluyoruz. Zaman ve mekan süreksiz ama birbirlerinden habersiz değiller. Çünkü kuantum kuramı diyor ki evrende var olan canlı cansız her şey bir bütündür ve her şey birbiriyle etkileşim halindedir. Nesneler birer enerji dalgası olarak görüldüğünden klasik anlamda “nesnellik” kaybolmaktadır. Yerine bütünsel bir etkileşim ve evrende Sıçramalarla Değişim  kavramları ortaya çıkmıştır. Böylece belirlilik kaybolur.

İşte tanımlayamadığımız bu etkileşime KUANTUM  denir. Peki kuantumun düşünceyle ne ilgisi vardır?   

Kuantum  Fizikçileri her şeyin düşünce ile yapılabileceğini söylemektedirler. Bu nasıl mümkün olmaktadır?
 
Düşünce bir enerji türüdür. İnsanlar bir eyleme başlamadan önce onu düşünce boyutunda hayal ederler. Örneğin siz masa üzerinde duran bir bardağa doğru elinizi uzatırken önce bir istekte bulunmanız ve sonra bu isteği eyleme dönüştürmeniz gerekir. Gözleyen ile gözlenen birbirlerini değiştirdikleri gerçeğinden hareketle önce ilgi, sonra istek ve en son da eylem gerçekleşir. Bu yaklaşımla Kuantum düşünce nedir?
Evrenden talep ettiğimiz şeyi, olumlu niyetinizi olumlu hislerinizle kucaklayarak alabileceğinizin farkında olmaktır. Kuantum düşünce içimizden dışarıya doğru açılan bir penceredir. Doğuştan doğal olarak hakkınız olan Mutluluğu, Bereketi, Bolluğu ve Sevinci yaşamak için…


Sayfa ziyaret sayısı: